Teftâzânî

(ö. 792/1390)
Şerhu’l-Makâsıd'ın yazarı olan çok yönlü âlim
- A +

Hayatı

Teftâzânî 722’de (1322) Horasan’ın Teftâzân kasabasında dünyaya geldi. Âlim bir ailenin çocuğu olan Teftâzânî’nin tahsil hayatıyla ilgili çok az bilgi vardır. Hocaları Adudiddin el-Îcî, Kutbüddin er-Râzî ve Ziyâeddin Abdullah b. Sa‘dullah el-Kazvînî’dir. Teftâzânî, hayatı boyunca Herat, Harezm, Serahs ve Semerkant gibi şehirler arasında yer değiştirdi.  Harezm’de Mu‘tezile, Semerkant’ta Mâtürîdîlik ve Horasan’da Şiâ müntesiplerinin bulunduğu bölgelerde yaşaması ve münazaralarda bulunması onun düşüncesinin gelişiminde önemli katkılar sağlamış olmalıdır. Teftâzânî daha sonra Altın Orda, Kertler’in hakimiyeti altındaki bölgelerde faaliyetlerini sürdürdü. Timur Harzim’i ele geçirdiğinde Teftâzânî’yi Semarkant’a götürmüş, böylece Teftâzânî hayatının son dönemlerini Timur’la yakın irtibat halinde geçirmiştir. Teftâzânî burada ders okutmuş, eserler kaleme almış ve Timur’dan iltifat görmüştür. Timur nezdindeki itibarı Cürcânî ile bir tartışması sonrasında azalmış, bunun üzerine üzüntü içerisinde Semerkant’ta 22 Muharrem 792’de (10 Ocak 1390) vefat etmiştir.

Öğretisi

Sadrettin et-Teftâzânî öncelikle kelâmı teorik felsefenin mukabili olarak kabul eder. Çünkü felsefe dinle aynı alana hitap eder ve aynı sonucu hedefler. Felsefe ve din insanın hakikati bilmesi ve ahlâkî yetkinliği tamamlamasını hedefleyerek mutluluğa ulaşmasını ister. İnsanın nazarî ve amelî yetkinliği nefsinin kemaliyle mümkündür; bu amacı gerçekleştirmek üzere filozoflar hevalarının ürünü olarak felsefeyi tedvin ederken din âlimleri de vahyin yönlendirmesiyle kelâm ve fıkıh ilimlerini ortaya koymuşlardır. Bu bakımdan felsefedeki nazarî ve amelî felsefenin karşıtı dinî bilimlerde kelâm ve fıkıhtır. Fakat bunlardan felsefenin beşerî kökenli olması dinin ise ilahî kökenli olması aralarındaki farkı ortaya çıkarır. Dinin melek, âlemin yaratılışı, kıyamet gibi konularda aklın aklın güç yetiremeyeceği yargılarında dinin esas alınması ve dine aykırı düşülmemesi esastır.

Teftâzânî Gazzâlî ile birlikte kelâmın felsefeye yönelen eleştirilerini tevarüs etmiş, âlemin kıdemi, Tanrı’nın tikelleri bilmediği, sudur, akıllar nazariyesi ve bedenî haşrin inkârı gibi konularda filozoflara eleştirilerini sürdürmüş, özellikle tabiatçı felsefeyi reddetmiştir.

Teftâzânî’ye göre felsefî eserlerin tercümesinden sonra kelâmcıların filozofların dine aykırı görüşlerini cevaplandırma gayreti içinde olmaları, felsefeden kelâma fizik ve metafizik alanından pekçok şeyin karışmasına sebep olmuştur. Bunun sonucunda kelâm felsefeden ayırt edilmez olmuştur. Bu nedenle kelâm eserlerinde ilke kıymetini haiz olan önermeler dışında felsefî konuları elemek daha doğru olur. Fakat bu görüşlerine rağmen Teftâzânî’nin Şerhu’l-Makâsıd adlı eseri de felsefî ve kelâmî konuların bir arada ele alan önemli müteahhirîn eserlerinden biridir. Teftâzânî bu eserinde felsefeden tevarüs edilen mantıkî kıyasa dayalı bilgi teorisini sunmakta ve ardından yine felsefe ve kelâmın genel kavramlarını incelemektedir. İslâm dünyasında üzerinde durulan kelâm ve felsefe düşüncesinin bir hasılasını barındırması itibariyle Şerhu’l-MakâsıdŞerhu’l-Mevâkıf’la birlikte geç dönem kelâm literatürünün temel eserlerinden biri olmuştur.

Teftâzânî’nin muhtemelen Semerkandî’nin izini takip ederek ve Râzî’nin lafzî delillerin kesinlik taşımadığı görüşünün bir yansıması olarak burhân-ı temânu‘yu iknâî ve meşhurat olarak nitelemesi, birçok eleştirinin kendisine yönelmesine sebep olmuştur.

Teftâzânî’nin öne çıkan yönlerinden biri de teorik tasavvuf karşısında takındığı eleştirel tutumdur. Fakat ona göre nassların zahirini terk ederek batınını esas almak, velinin peygamber derecesine vardığı, belli bir yetkinliğe ulaşmış velierden teklifin kalkacağı gibi görüşleri eleştirmiştir. Fakat onun düşünce tarihinde esas yankısını bulan teorik tasavvuf ya da vahdet-i vücûd eleştirisidir. Mutlak vücûd kavramından yola çıkarak vahdet-i vücûda varmanın felsefî bir temeli olmadığını belirten Teftâzânî Allah ile mahlukâtı arasındaki mübayeneti daima göz önüne almak gerektiğini belirtmiştir.

Teftâzânî geç dönem düşüncesini büyük oranda etkilemiş olmakla birlikte onun dil ve belagat üzerine olan eserleri özellikle el-Mutavvel ve el-Muhtasar adlı eserleri Osmanlı medreselerinde okutulmuştur. Bu eserler, halen geleneksel tarzda eğitim veren kurumlarda okutulmaya devam etmektedir.

Onun bu etkisini dile getirmek üzere İbn Haldûn, medeniyetin Mâverâünnehir’de Fahreddin er-Râzî ve Nasîrüddîn-i Tûsî ile devam ettiğini, Teftâzânî’nin de bunları takip ettiğini belirtir.

Usûl Düşüncesi

Teftâzânî’nin kelâmda düşüncesini bütüncül olarak ortaya koyduğu metinlerden söz edilebilse de, usûl-i fıkıh düşüncesini bütüncül şekilde yansıtan bir eser telif etmediği görülür. Bununla birlikte fıkıh usûlü alanındaki mesaisini farklı usûl geleneklerinden iki esere yazdığı hâşiyeler üzerinden incelemek mümkündür. Teftâzânî bu hâşiyelerden ilki olan Telvîh’i Hanefî usûl geleneğinin klasik sonrası döneminde öne çıkan isimlerinden Sadrüşşerîa’nın Tenkîh metni ile Tavzîh şerhi üzerine yazarken; ikincisini Eş‘arî-mütekellim usûl geleneğinden Adudüddîn el-Îcî’nin İbnü’l-Hâcib’e ait Muhtasar metnine yazdığı şerh (Şerhu’l-Muhtasar) üzerine kaleme almıştır.

Teftâzânî, Telvîh hâşiyesinde Sadrüşşerîa’nın metni veya şerhindeki ifadeyi ele alırken öncelikle müellifin ilgili meseledeki görüşünü ve argümanını takrir eder. Ardından takririni yaptığı argümanda zayıf bulduğu noktaları eleştirir. Eleştirilerini doğrudan Sadrüşşerîa’nın görüşlerine tevcih etmek yerine daha çok bu görüşleri ispat için getirdiği argümanlara yönelten Teftâzânî, Sadrüşşerîa’ya hemen her mesele bağlamında itirazlar getirir. Takrir ve eleştirilerinde klasik mantığın kavram ve kaidelerinin yanı sıra klasik argümantasyon tekniği olarak ifade edilebilecek âdabü’l-bahsin ilkelerini dikkate alır. Böylece bir taraftan Sadrüşşerîa’nın argümanlarını nazarî olarak daha muhkem bir şekilde yeniden ifade etmeye çalışırken diğer taraftan bu argümanların yetkinliğini sorgular. Ancak açıklanacağı üzere argümanlar üzerinden getirdiği bu eleştiriler aynı zamanda Teftâzânî’nin fikrî olarak durduğu yere dair ipuçları sunmaktadır. 

Kısaca hatırlamak gerekirse Sadrüşşerîa Tavzîh eserinde bir taraftan klasik dönem Hanefî-fukahâ usûl birikimini klasik sonrası dönemin ortak nazari dili üzerinden yeniden ifade ederken diğer taraftan entelektüel hasmı olan mütekellim-Eş‘arî usûl geleneğinde Râzî ve İbnü’l-Hâcib gibi öne çıkan usûlcülerin görüş ve delillerine önemli eleştiriler yöneltmişti. Böylece hasmı olan gelenekteki Eş‘arî düşünceye mukabil Hanefî-Mâtürîdî vurguyu öne çıkarmıştı. Teftâzânî ise Telvîh’te yönelttiği eleştirilerinde Sadrüşşerîa’nın Eş‘arî-Şâfiî usûl geleneğine tam anlamıyla vâkıf olmadığına işaret ederek bu gelenekteki eserleri yeterince incelemediğini iddia eder. Kimi yerde Sadrüşşerîa’nın getirdiği eleştirilerinde kullandığı argümanların Eş‘arî-Şâfiî usûlcüleri ilzam edemeyeceğini ileri sürer. Hatta çoğu defa Sadrüşşerîa’nın Eş‘arî-Şâfiî usûl ilkelerine yönelik eleştirilerine cevap verir ve Şâfiî-mütekellim usûlcülerin dayandığı argümanları savunur. Sadrüşşerîa’nın Eş‘arî-Şâfiî usûlcülerin “umûm ifadelerde tahsis yaygındır” argümanına yönelttiği eleştiriye ve bu usûlcülerin nasların mefhûm-ı muhâlifinden hüküm sabit olduğuna dair iddialarına karşı getirdiği argümana itiraz etmesi bu tavrın görülebileceği örneklerdir. Diğer taraftan Teftâzânî, Sadrüşşerîa’nın Hanefî ve Mâtürîdî düşüncenin ilkelerini desteklemek için getirdiği argümanları da pek çok noktada eleştirir. Sadrüşşerîa’nın fıkıh bilgisiyle tanınmayan sahâbeden nakledilen rivayetlerin kıyasa aykırı olması durumunda kabul edilmeyeceğini ileri sürmesi ve kulun fiillerini doğrudan herhangi bir başka sebebe dayanmaksızın irade ve îkâ ettiğini iddia etmesi Teftâzânî’nin eleştiri getirdiği noktalardandır. Tüm bu eleştirileri Teftâzânî’nin -en azından bir çok meselede- Hanefî-Mâtürîdî usûl düşüncesine karşı eleştirel bir tavra sahip olduğunu ve Şâfiî-Eş‘arî usûl geleneğine eğilimli olduğunu göstermektedir. Mezhep ve ekol mensubiyeti üzerinden okunabilecek bu eleştirilerin yanı sıra Teftâzânî Telvîh’te ilmin konusu gibi felsefe-mantık orijinli bazı meselelerde de Sadrüşşerîa’ya itirazlar getirir ve düşünce geleneğinde hâkim yaklaşıma aykırı düşen tercihlerine işaret eder.

Teftâzânî’nin Eş‘arî-Şâfiî usûlcülerden Adudüddin el-Îcî’nin Şerhu’l-Muhtasar’ı üzerine kaleme aldığı hâşiyede ise Îcî’nin yorum ve argümanlarını takrir eder; ifadelerini diğer şârihlerin yorum ve eleştirileriyle karşılaştırır. Bu şârihlerden özellikle Kutbüddin Şîrâzî’nin yorum ve eleştirilerine ayrıca işaret ederek Îcî’nin diğer şârihlerden ve özellikle Şîrâzî’den ayrıldığı noktaları gösterir. Bunu yaparken birçok yerde Şîrâzî’yi eleştirmesi dikkat çekicidir. Diğer taraftan yer yer Muhtasarü’l-Müntehâ metninin temel kaynağı olan İhkâm’a dönerek Âmidî’yi eleştirir ve Îcî’nin Âmidî’den ayrıldığı hususlara işaret eder. Söz gelimi, hükümlerin fıkıh usûlü için postulatlar (mebâdi) mesabesinde oluşunu ele alırken Îcî’nin özellikle Âmidî gibi fıkhî mebâdi ifadesini tercih etmediğini söyler. Zira Âmidî’nin bu açıklaması usûl-i fıkhın, fürû‘ fıkhın hükümlerinden istimdat ettiğine işaret eder. Oysa Teftâzânî’ye göre fıkıh usûlü, fıkıh ilmine ilkelerini verdiği için Âmidî’nin açıklaması uzak bir yorumdur.

Teftâzânî Şerhu’l-Muhtasar hâşiyesinde Âmidî’nin yanı sıra Şîrâzî ve diğer Muhtasar şârihlerini eleştirip çoğu defa Îcî’nin yorum ve eleştirilerini haklı çıkarmaya çalışsa da bir çok yerde Îcî’ye de eleştiriler getirir. Bu noktada kimi zaman Îcî’nin bazı yorumlarının metne uygun bir açıklama olduğunu ifade ederken kimi zaman onun diğer şârihlerin itirazlarına verdiği cevabı eksik bulur ve argümanını tamamlamaya çalışır. Bazı meselelerde ise doğrudan Îcî’nin görüşünü eleştirir. Söz gelimi Îcî’nin bir asırda icmâya aykırı görüş ileri süren bir müctehidin isyankar olacağına dair ifadesine itiraz etmiş; zaten böyle bir fikir birliğinin bu müctehidin dışarıda kalması sebebiyle icmâ sayılamayacağını ileri sürerek bu müctehidin aykırı görüşünün isyan olarak nitelenemeyeceğini savunur. Teftâzânî Şerhu’l-Muhtasar hâşiyesinde Âmidî, Îcî ve diğer şârihlere getirdiği eleştirilerin yanı sıra bazen mütekellim usûl geleneğinde şöhret bulan bazı argümanları da eleştirir. Âm lafızların zannî olduğunu ispat için getirilen, “hiçbir âm ifade yoktur ki sonradan tahsis edilmiş olmasın” şeklinde formüle edilen argümanın mübalağalı olduğunu ifade eden Teftâzânî az bile olsa tahsise uğramamış âm ifadeler bulunduğunu aksi takdirde âm diye bir lafız kategorisinden söz etmenin anlamsız olacağını vurgular.

Teftâzânî’nin zikri geçen iki hâşiyesi kendisinden sonraki usûl düşüncesini önemli ölçüde etkilemiştir. Teftâzânî’nin muasırı olan muhakkik düşünür Seyyid Şerîf Cürcânî Telvîh üzerine yazdığı hâşiyede Teftâzânî’nin yorum ve eleştirilerine ciddi itirazlar getirmiş; bilâd-ı Rum’un önemli devlet adamlarından, âlim ve edip Kadı Burhâneddin ise yazdığı Tercîhu’t-Tavzîh hâşiyesinde Teftâzânî’nin eleştirilerine karşı Sadrüşşerîa’nın görüşlerini ve Hanefî usûl düşüncesinin ilkelerini savunmuştur. Nurullah el-Hârizmî ile 19. asrın ıslahatçı düşünürlerden Kazanlı Şihâbüddin el-Mercânî de yazdıkları hâşiyelerle Teftâzânî’ye ciddi tenkitler yöneltmişlerdir.

Tüm bu eleştirilerle birlikte Sadrüşşerîa’nın Tavzîh’i, Osmanlı’nın merkez toprakları olan bilâd-ı Rum başta olmak üzere, Horasan, Mâverâünnehir ve Hint alt-kıtası gibi dârulislâmın farklı ilim havzalarında asırlarca Telvîh üzerinden okunmuş; yazılan hâşiyelerde Teftâzânî’nin fikir ve argümanları ile Cürcânî’nin ona yönelttiği eleştiriler tartışılmıştır. Osmanlı ilim havzasında Molla Hüsrev, Kestelî, Hatibzâde, Hasan Çelebi Fenârî, Kemalpaşazâde ve Ebüssuûd Telvîh üzerine kaleme aldıkları hâşiyelerle bu tartışmalara yön veren önemli isimlerdendir. Söz gelimi Tavzîh’te Sadrüşşerîa’nın fiillerin irâdî olduğunu ispat için getirdiği mukaddimât-ı erba‘ argümanı ile Teftâzânî’nin bu husustaki yorum ve eleştirileri önemli bir tartışma zemini oluşturmuş; 15. asırda dönemin sultanı Fâtih’in de isteği üzerine müstakil olarak bu konuya odaklanan pek çok hâşiye kaleme alınarak mesele tüm detayları ile tartışılmıştır.

Oldukça geniş bir yer tutan bu hâşiye literatürünün yanı sıra, Teftâzânî’nin Telvîh’te yaptığı yorum ve eleştiriler Hanefî usûl-i fıkıh geleneğinde Telvîh sonrasında yazılan Molla Fenârî’nin Füsûlü’l-bedâi‘i, Molla Hüsrev’in Mir’ât’ı ve Hâdimî’nin Mecâmi‘u’l-hakâik’i gibi fıkıh usûlü eserlerinde de dikkate alınmıştır. Diğer taraftan Osmanlı düşünce geleneğinde Muhtasaru’l-Müntehâ eseri her ne kadar daha çok Cürcânî’nin hâşiyesi üzerinden okunsa ve yazılan çok sayıda Muhtasar hâşiyesi Cürcânî’nin eserini merkeze alsa da, Teftâzânî’nin Şerhu’l-Muhtasar hâşiyesindeki yorum ve fikirleri bu literatürdeki tartışmalar için de önemli bir kaynak olmuştur.

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Mutavvel fi’l-Me‘ânî ve’l-Beyân: İstanbul 1260, 1310; Leknev 1300/1883; Bopal 1311/1893; Kum 1409; nşr. Abdülhamîd Hindâvî, Beyrut 1422/2001.
  • Şerhu’ş-Şemsiyye fi’l-Mantık: İstanbul 1272, 1312.
  • Haşiye ‘alâ Şerhi Muhtasari Müntehe’s-Sûl ve’l-Emel: Bulak 1316-1317, 1319; nşr. Muhammed Hasan Muhammed Hasan İsmâil, Beyrut 2004.
  • Şerhu Telhîsi’l-Câmi‘i’l-Kebîr: Murad Molla Ktp., nr. 848; Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 963.
  • et-Telvih ala Keşfi Hakaiki't-Tenkih: İstanbul 1282; thk. Zekeriyyâ Umeyrân, Beyrut 1996; thk. Muhammed Adnân Dervîş, Beyrut 1419/1998.
  • el-Makâsıd ve Şerhu’l-Makâsıd: İstanbul 1277, 1305; Lahor 1981; nşr. Abdurrahman Umeyre, Beyrut 1981, 1989.
  • Şerhu Akaidi’n-Nesefi: İstanbul 1260, 1360.
  • Şerhu Hadisi'l-Erbain li’n-Nevevi: tsh. Ahmed Rifat Karahisari, Dârü't-Tıbâati'l-Âmire, İstanbul 1316.
  • Şükrü Özen, “Teftâzânî”, DİA, c. 40 (2011), s. 299-308.
  • H. Murat Kumbasar, “Taftazani (H.’22-’92/M.1322-1390)’nin Eserleri”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 25 (2006), s. 145-160.
  • Mehmet Zahit Tiryaki, “Sa’deddin Taftâzânî’nin Tehzîbü’l-Mantık İsimli Eseri: Sunuş, Tahkik, Tercüme”, Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, sy. 7/32 (2012), s. 129-167.
  • Halil Özcan, “Sa’deddîn et-Taftazânî ve İrşâdu’l-Hâdî Adlı Eseri”, Harran Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 8/20 (2008), s. 211-226.
  • W. Madelung, “al-Taftâzânî”, EI², c. 10, s. 88-89.
  • Sa‘deddin Teftâzânî, et-Telvîh fî Keşfi Hakâiki’t-Tenkîh, nşr. Dervîş Adnân, Dârü’l-erkam, Beyrut [t.y.].
  • Sa‘deddin Teftâzânî, Hâşiye alâ Şerhi’l-Muhtasar, nşr. Muhammed Ali Beydûn, Şerhu Muhtasari’l-Müntehâ içinde, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 2004.
  • İmam Rabbani Çelik, XV. yy. Osmanlı Düşüncesinde Telvîh Hâşiyeleri: Teklîfe Dair Tartışmalar, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2020.
  • A. Cüneyd Köksal, “Osmanlılarda Mukaddimât-ı Erbaa Literatürü”, TALİD (Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi), sy. 14/27 (2016), s. 101-132.
  • Şükrü Özen, “Teftâzânî”, DİA, c. 40 (2011), s. 299-308.
  • Şükrü Özen, “Tenkîhu’l-Usûl”, DİA, c. 40 (2011), s. 454-458.

Atıf Bilgisi

Teftâzânî. İslam Düşünce Atlası, https://islamdusunceatlasi.org/teftazani/83