Eşarîlik

Ebu'l-Hasen el-Eş'arî (324/935-6) tarafından kurulan ve kurucusuna nispetle adlandırılan Sünnî bir kelâm mezhebi olan Eşarîlik; İmam Eş'arî'nin Tanrı'nın zorunlulukla fiil yapıp yapmadığı problemi etrafında Mutezîlî olan hocası Cübbâî ile giriştiği bir tartışma neticesinde doğmuştur. Temsil değeri yüksek bu tartışmada el-Eş'arî'nin tutumu Tanrı'yı "özgür bir fâil" olarak ispat etmeyi amaçlar ve daha sonra bu tutum Eş'arî geleneğin karakeristik özelliklerinden biri haline gelir. el-Eş'arî ertesinde, İslam düşünce tarihinin en önemli düşünce okullarından biri haline gelen Eş'arîlik sonraki yüzyıllar boyunca, Mâturîdîlikle birlikte Sünnî kelam geleneğinin en önemli unsuru olmaya devam etmiştir. Sıfatlar meselesi, Tanrı'nın özgür bir fail olarak ispatı, nedensellik, doğa, insan fiilleri, cevher-araz ayrımı gibi birçok konuda filozoflarla ayrılan bir bakış açısını benimseyen mütekaddimîn dönem Eş'arîliği, Gazâlî ertesinde yeni bir evreye geçerek Fahreddîn Râzî'nin hem yöntem hem de mesele bazlı katkılarıyla Yeni-Eş'arîliğe dönüşmüştür. Yeni-Eş'arîliğin en önemli özelliği, Eş'arîliğin temel karakterini belirleyen metafizik öncüllerin korunarak özellikle İbn Sînâcı felsefeden kaynaklanan meydan okumaların söz konusu metafizik öncüller temelinde cevaplanarak yeni bir mesele ve çözüm alanı ortaya çıkarmış olmasıdır.

Meşşâîlik

M.Ö. 4. asırda Aristoteles tarafından Lyceon'daki öğrencilerine telkin edilen felsefî öğretinin, daha sonra M.S. 1. asırda Rodoslu Andronikus ve öğrencileri tarafından filozofun kaybolan metinlerinin tasnifi ve yeniden yaygınlaştırılmasıyla birlikte sistemleştirilmesi sayesinde ortaya çıkan felsefe okulu. Esasen Aristoteles'in derslerini öğrencileriyle birlikte yürüyerek gerçekleştirmesine atıfta bulunan, Yunanca yürüyenler anlamındaki peripatos kelimesinin Arapça tercümesi olan ve "yürüyenlere mensup" anlamına gelen Meşşâî ifadesi, Arapçaya tercüme edilen Antik-Helenistik birikimin İslam dünyasında yaşayan Klasik Dönem'deki filozoflar tarafından yeniden yorumlanışına tekabül eder. İlk İslam filozofu Kindî'den başlayarak Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi farklı felsefî tutumlara sahip filozoflar için kuşatıcı ekol ifadesi olarak kullanılan bu terim, peripatostan farklı içerimlere sahip olduğu kadar kendi içinde de farklı çizgileri barındırır. 

İşrâkîlik

Şihâbuddîn es-Suhreverdî (ö. 1191) tarafından kurulan ve aydınlanma anlamındaki "işrâk" terimine atıfla adlandırılan İşrâkîlik, özellikle kendisinden önceki İbn Sînâcı sistemin monist bir kozmoloji ve sezgiye dayalı bir bilgi anlayışı etrafında eleştiriye tabi tutulmasıyla ortaya çıkmıştır. İşrâkîliğin ayırt edici karakteristikleri arasında; varlık-mahiyet, madde-suret, zâtî-arazî gibi İbn Sînâcı kategorik ayrımları reddederek, mevcutların tamamını tek bir metafizik ilkenin çeşitli seviyelerdeki zuhuru olarak görmesi bulunur. Bu durum, ona, kendisine özgü bir doğa ve varlık anlayışı geliştirme imkânı tanır. Diğer taraftan İşrâkîliği diğer ekollerden ayırt eden bir husus, akla dayalı bir şekilde mucahede yöntemiyle müşahede/mükâşefe bilgisinin elde edilebileceğini söyleyerek, metafizik bilginin kriterleri arasına huzûrîliği dahil etmesidir. Bu bakımdan İşrâkîler mantısakl akıl yürütmeye (istidlâl) dayalı bilginin tek başına yetersiz olduğunu, hakikate ulaşmada keşif ve müşahede bilgisinin gerekli olduğunu iddia etmiştlerdir.   

İbn Sînâcılık

İbn Sînâcılık, İbn Sînâ'nın ilk üç kuşak öğrencileriyle inşa edilen ve daha sonra Kelam, Tasavvuf ve İşrâkîlik'le girdiği ilişkiler etrafında farklı açılardan gelişme gösteren felsefî bir akımdır. Bir kısmı İbn Sînâ'nın doğrudan öğrencisi olan Cüzcânî, İbn Zeyle, Ma'sûmî ve Behmenyâr gibi isimlerin katkısıyla oluşan erken dönem İbn Sînâcılığı, İbn Sînâ felsefesinin bir tür yeniden ifadesine ve yaygınlaşarak yerleşmesine katkıda bulunmuştur. Sultan Sencer'in himayesindeki Merv'de Behmenyâr'ın öğrencisi Levkerî ile başlayan süreç İbn Sînâcılık açısından bir tür dönüm noktası olarak görülebilir. Bu süreç ertesinde İbn Sînâcılık, önce Gazâlî'nin daha sonra da Fahreddîn Râzî'nin eleştirileriyle yeni meseleler ve çözümler kazanarak İbn Sînâ felsefesinde bir tür "yeniden ele alma" çabasını ifade etmiştir. Diğer taraftan, doğrudan doğruya İbn Sînâcı olmamakla birlikte İbn Sînâcı teorik çerçevenin ve terminolojinin imkânlarını kullanan, ancak kelâmî ya da tasavvufî perspektiften onu eleştiren isimlerin bir tür "eleştirel İbn Sînâcılık" meydana getirdiği de söylenebilir.

Mâtürîdîlik

Mâtürîdîlik, Ebû Hanife ve Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin akaid ve kelamla ilgili görüşlerine dayalı bir şekilde ortaya çıkmış bir kelâm mezhebidir. Esasen 10. asırda el-Mâtürîdî'nin sistemleştirmesiyle birlikte, Eş'arîlikle birlikte Sünnî kelâmının temel iki okulundan biri haline gelen Mâtürîdîlik, özellikle Mâverâunnehir, Hârezm, Sind-Hind ve Anadolu gibi bölgelerde yaygınlaşmıştır. İmanın doğası, insan fiilleri, tanrının sıfatları gibi bazı konuların yanısıra, aklî istidlale verdikleri hususi rolle de Mâtürîdî kelamcılar Eş'arîlerden ayrılmıştır.

Yeni-Eşarîlik

Yeni-Eş'arîlik, İbn Sînâ'nın kelâma yönelik yöntem bazlı eleştirileri ile İbn Sînâ felsefesinin kelâm ilminin sınırlarına nispetle taşıdığı kapsayıcı bilimsel çerçeveyle karşılaşan Eş'arî kelâmının, Gazâlî sonrasında geçirdiği ve Fahreddîn Râzî'yle birlikte zirvesine ulaşan bir dönüşüm evresini ifade eder. Bu evrede Eş'arîlier, klasik veya mütekaddimin dönem Eş'arî kelâmının temel metafizik öncüllerini korumak suretiyle, İbn Sînâ felsefesinin eleştirilerini karşılamaya ve kendi sistemlerinde açık oluşturan kapsamlı teorik dili ile meselelerini söz konusu metafizik öncüllerle uyumlu bir şekilde yorumlama çabasına girişmişlerdir. Bu durum Eş'arî kelamında, yöntem açısından dönüşümler yarattığı gibi, Eş'arî kelamının yeni meselelerle genişleyerek metafizikleşmesine ve felsefî bir terminoloji kazanmasına yol açmıştır. Bunula birlikte, en başta nedensellikle ilgili olmak üzere Eş'arîliğin temel metafizik öncüllerini korumak suretiyle gerçekleşen bu karşılaşma, diğer taraftan İbn Sînâ felsefesine yönelik güçlü eleştiriler barındırmış ve söz konusu eleştiriler Levkerî sonrası İbn Sînâcılığının teşekkülünde önemli bir rol oynamıştır.

Müteal Hikmet

Sebzivârî’nin nitelemesiyle, Molla Sadrâ’nın öğretilerinin yaygınlaşarak oluşturduğu okulun adına dönüşen el-hikmetü’l-müteâliye tabiri Sadrâ’nın yazdığı iki temel eserin başlığından alınmıştır. Bizzat terimin kendisi, Geç Yenilenme Dönemi’nde gördüğümüz, müşahede ve nazar yöntemlerini telif etme yönündeki yöntemsel bütünleşmeci tutumların on yedinci yüzyıldaki bir yansıması olarak kendisini gösterir. Nazarî yöne vurgu yapan hikmet ve bu hikmetin ancak aşkın bir kaynakla dolaysız bir ilişki içerisinde elde edilebileceğine işaret eden aşkınlık vurgusu, müşahede ve nazar yöntemlerinin güçlü bir uyumuna işaret eder.

İslamcılık

Ekberîlik

Ekberîlik, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye nispet edilir ve geleneksel tarzda bir tarikattan ziyade tasavvufî ve fikrî bir hareket olarak temeyyüz eder. Ekberîliğin _asıl unsurlarından birini oluşturan ve dinî-felsefi düşünce geleneklerindeki varlık araştırmalarının bir uzantısı olarak ortaya çıkan vahdet-i vücûd düşüncesi, filozoflarla kelamcıların varlık ve yaratılışla ilgili görüşlerine karşı geliştirilen bir varlık ve yaratılış görüşü ve buna bağlı olarak Tanrı-insan ilişkilerine dayanan bilgi teorisini ifade eder. Bu düşüncenin temelde iki önermesi bulunur: Birincisi, “Varlık olmak bakımından varlık Hakk’tır” cümlesidir. İkincisi ise İbnü’l-Arabî’nin tümel ve tikel mevcutların hakikatlerini oluşturan âyân-ı sabitenin ezelîliği görüşüdür. İbnü’l-Arabî’nin “varlık olmak bakımından varlık Hakk’tır” cümlesi, filozofların zorunlu varlık düşüncesinin yeniden yorumlanmasından ibaretti. Âyân-ı sâbite düşüncesi ise Platon’un ide, İbn Sînâ’nın mahiyet ve Mutezile’nin madum şeylerin sübutu hakkındaki görüşlerinin bir ikmali ya da devamı sayılabilir.İbn Arabî sonrasında Sadreddîn Konevî tarafından gerçek anlamda sistemleştirilen bu gelenek, 13. asırdan başlayarak sonraki yüzyıllar boyunca, İslam düşünce tarihindeki en etkili okullarından biri olmuştur. 

Mutezile

II./VIII. yüzyılın ikinci yarısından Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd gibi isimler tarafıdnan kurulan Mu‘tezile, Klasik dönem İslam düşünce geleneğinin en önemli düşünce okullarından biridir. Onları ortaya çıktıkları dönemde, diğer dînî düşünce okullarından ayırt eden şey, –nasların içeriğinin doğruluğuna mutlak bir biçimde inanmakla birlikte– kelâmî önermelerin doğruluğunun mantıksal açıdan naslarla temin edilemeyeceğini fark etmeleridir Buna göre onlar, başlangıç döneminde kelâmî düşünceyi üretenler tarafından yapılan kıyâsların geçerli olduğunu, ancak her ne kadar içeriği naslarca belirlenmiş olsa da bu kıyâsların mantıksal açıdan doğruluk vasfını henüz kazanmadığını düşündüler. Çünkü her şeyden önce nasların bilgisel değeri konuşulmalıydı. Bunun için onlar, nasların bilgisel meşrûiyetini temin eden bir kaynak olarak akla referansta bulundular ve önermelerin doğruluğunun akli olarak, yani nasların dışında bir araçla belirlenmesi gerektiğini teklif ettiler. Bu nedenle Mu‘tezile kelâmcıları, kıyâsları oluşturan öncüllerin içeriğinin, nasların yerine aklî bilgilerle sağlanılması gerektiği sonucuna vardılar. Bu yöntemsel kabul etrafında teşekkül eden ve kendi için Basra-Bağdat Mu'tezîlesi gibi ekol farklılıklarını da barındıran Mu'tezile, nassları tevil etmede akla bağımsız bir rol vererek aklî istidlalin sağladığı bazı temel ilkeleri hem nassların hem de ilâhi fiillerin temel ilkesi konumuna getirmiştir. 

Hanefilik

Test denemesi

Tasavvuf

Sufi

Burkancı Kültür Havzası

Türk İslam Edebiyatı

Yeni-Platonculuk

Kaderiyye

Basra Mu‘tezilesi

Bağdat Mu‘tezilesi

Ehli Rey

Basra Dil Ekolü

Melâmetîlik

Platonculuk

Pisagorculuk

Batınilik

İsmaililik

Kelami belâgat ekolü

İmâmiyye

Müşebbihe

Ehl-i Hadis

Hanbelî

Mâlikîlik

Yeni Eflatunculuk

Bağdat Tasavvuf Okulu

Medine Ehl-i Hadis ekolü

Perspektiva Geleneği

Melâmetiyye

Mürcie

Selefiyye

Zeydiyye

Şafiilik

Latin İbn Rüşdcülüğü

Skolastikler

Yahudi İbn Rüşdcülüğü

Zahirî

Nakşibendilik

Zerdüştlük

Nakkaş

Şiilik

Kübrevilik

Gülşenilik

Ahrârilik

Mevlevilik

Halvetîlik

Zâhidilik

Şâzeliyye

Yahudi kelamı ve felsefesi

Kādiriyye

vahdet-i vucūd

Sühreverdiyye

Tebriz

Cüneydiyye

Zeydi Fakihler

Rifâîyye

Yâkût Musta’sımî ekolü

Kindî Ekolü

Gaylâniyye

Usûlîyye

İmâmiyye Şîası geleneğinde dinî hükümlerin aklî istidlâl yoluyla elde edilebileceğini savunan ekol.

Râzî Ekolü

Ortaçağ Yahudi Felsefesi

Ortaçağ Hristiyan Felsefesi

Yahudi İbn Sinacılığı

Şûziyye tarîkatı

Hille Ekolü

Mütekaddimûn Şiilik

Kerbela Okulu

Osmanlı Saray Nakkaşhanesi

Müteahhirin Kelamı

Hurûfîlik

Kalenderîlik

Alevîlik

Bektaşîlik

Bayramîlik

Ortaçağ Avrupa Haritacılığı.

Semerkant-Buhara ekolü

İhvân-ı Müslimîn

Yeni Osmanlılar

Çağdaş Kum Okulu

Nedvetü’l-ulemâ hareketi

Pragmatizm

Servet-i Fünun

Cemaat-i İslamiyye

Vasatiyye

Hüseyniyye

İsfahan Felsefe Ekolü

Basra Nahiv Mektebi

Haydarîlik

Babaîlik

Semerkant Matematik-Astronomi Okulu

Caferî Fıkhı

Cehmiyye

Usûlî Ekolü

Portolan Haritacılık geleneği

Sebk-i Horasan

Şeyh Hamdullah (Aklâm-ı Sitte)

Mustafa Râkım (Celî sülüs)

Mahmud Celâleddîn (Celî sülüs)

Bergsonculuk

Personalizm

Genç Osmanlılar

Tarihselcilik

Büyük Doğu Hareketi

Yesevîlik

Vefâîlik

İbn Meymûnculuk

Ehl-i Tahkîk

İstanbul

Dihlevîlik

Ticâniyye

Saz Üslubu

Çiştiyye

Türk Milliyetçiliği

Hermeneutik Yaklaşım

İslam Modernizmi

Oryantalizm

Ankara Ekolü

Arûsiyye

Yeni İlm-i Kelâm

İslami Reformizm

Marksist Teoloji

Fenomenolojik Gelenek

İslamî Sol

Tunsu en-Nahda Hareketi

İhyacı-Islahçı Selefî

Suriye İhyacı-Islahcı Selefiliği

Memluk matematik – Astronomi okulu

Isfahan Okulu (Resim)

Mahallileşme Akımı

Mütercim

İdrisiyye Tarikatı

Senûsîlik

Merağa Matematik-Astronomi Okulu

Sebk-i Hindî

Rasyonalizm

Analitik Felsefe

Velayet-i Fakih

Yapısalcılık/Postyapısalcılık