Mevdûdî

(ö. 1399/1979)
Düşünür, gazeteci ve Cemaat-i İslâmî lideri
- A +

Hayatı

1903 yılında Hindistan Haydarâbâd’a bağlı Evrehgâbâd şehrinde dünyaya dünyaya geldi. Soyu adını aldığı dedesi Ebu’l-A’lâ yoluyla Hz. Hüseyin’e ulaştığı için seyyid lakabıyla anıldı. Mevdûdî ailesi Herat’tan Hindistan’a göç etmiş bir aile olup Çistiyye tarikatının önemli bir kolunun mürşitlerinin bu aileye mensup olmasından ötürü bölgede itibarlı bir ailedir. Mevdûdî’nin babası Seyyid Hasan Han, anne tarafından ünlü modernist Seyyid Ahmed Han ile akraba olduğu için Aligarh kolejinde okumuştur. Ne var ki Mevdûdî ailesi bağlı olduğu tasavvufi gelenek ve İngiliz işgali öncesi Moğol idaresi ile olan güçlü bağları nedeniyle modernist fikirlere karşı ihtiyatlı davranmıştır.  İlk olarak eğitimine babası Seyyid Ahmed Hasan’dan Farsça, Urduca, Arapça, mantık, fıkıh ve hadis dersleri alarak başladı. 1914’te Batı tarzında ve geleneksel İslâmî usule göre eğitim veren Medresetü’l-fevkâniyye’ye kaydoldu. 1915’te ailesinin Haydarâbâd’a taşınmasının ardından eğitimini buradaki dârülulûmda sürdürdü. İngiliz yönetimin emrinde olan devlet dairelerinde çalışmayı kabul etmeyen Mevdûdî, kardeşiyle birlikte gazetecilik mesleğine atıldı. Yazdığı yazılarda Hindistan Hilafet Hareket’i lehinde görüş ve beyanlarda bulundu. Delhi’de Diyobendî uleması tarafından çıkarılan ve İngiliz hakimiyetine karşı görüşleriyle tanınan Müslim ve el-Cemiyyet dergilerinin editörlüğünü yaptı. İlk kitabı İslam’da Cihat’ı da ilk olarak el-Cemiyyet dergisinde tefrika etti. Bir süre Arapça'dan Urduca'ya tercüme de yapan Mevdûdî, 1933’ten 1937’ye kadar Cemaat-i İslâmî’nin yayın organı olan Tercümânu’l-Kur’an’ın editörlüğünü yürüttü. Muhammed İkbal’in Cemalpur’da kurmayı tasarladığı İslam araştırmaları merkezi konusunda ona yardımcı olmak için buraya giden Mevdûdî, 1938’de İkbal’in ölümü üzerine bu görevi kendisi üstlendi. 1941 yılında kurulan Cemaat-i İslamî adlı hareket ilk başkanı seçildi. 1947 yılına kadar İslam araştırmaları merkezinde çeşitli ilmi faaliyetlerde bulunan düşünür, aynı yılın Pakistan devleti kurulduğu ve araştırma merkezi Hindistan sınırları içinde kaldı. Cemaat-i İslamî’nin merkezini de Pakistan sınırı içinde olan Lahor’a taşıyarak faaliyetlerinde burada devam etti. Pakistan devleti Mevdûdî’nin siyasi faaliyetlerini devletin güvenliği açısından tehlikeli bularak 1948 onu yirmi ay hapse mahkum etti. Hapisten çıktıktan sonra yeni kurulan devletin kanunlarını islami hükümlere uygun şekilde düzenlemesi için çalışmalar yürüttü. Keşmir’in bağımsızlığını savunan silahlı mücadeleye destek verdi. 1953’teki Kadıyanî meselesinde Kadiyanilik aleyhindeki faaliyetleri yüzünden askeri mahkeme tarafından fesat çıkarma suçundan önce idama mahkum edilen ancak cezası daha sonra 14 yıl mahkumiyete çevrilen düşünür, iki yıl hapis yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştu. 1956 yılında o zamanlar Doğu Pakistan olan Bangladeş’e giderek burada Cemaat-i İslamî’nin faaliyetlerini gerçekleştirdi. 1963 yılında kendisine düzenlenen bir suikastten yara almadan kurtuldu. Yazdığı Tefhîhu’l-Kur’an adlı tefsir için peygamberlerin yaşadıkları coğrafyaları gezip görmek için 1959 yılında üç aylık bir seyahate çıktı. Suudi Arabistan’ın Medine’de kurmak istediği uluslar arasıislam Üniversitesinin kuruluşuna fikirleriyle destek oldu. 1968’de ingiltere’ye bir ziyarette bulunan Mevdûdî’nin 1972 yılından sonra sağlığı bozulduğu için Cemaat-i İslamî’nin liderliğini de fiili olarak yürütemedi. Bundan sonra kendisini daha çok kitap telifine veren düşünür, 1979 yılında tedavi için gittiği New York’ta vefat etti. Cenazesi Lahor’a getirilerek buraya defnedildi.

Öğretisi

Mevdûdî’nin düşünce dünyasının şekillenmesinde Hindistan’ın İngilizler tarafından sömürgeleştirilmesinin çok önemli bir payı vardır. İslam medeniyetinin batı karşısında direnen yegane medeniyet olduğuna inanan düşünür, batının bu gücü bilim ve teknolojiden aldığını savunmuştur. Müslümanlar dini, fikri ve ahlaki sahada asırlardır geri kaldıkları için sömürge olmuşlardır.  Bu gerilemenin sebebini de sahih İslam inancından uzaklaşılması olarak kabul etmektedir. Çözümü bireyden başlayıp bütün toplumu kucaklayacak Kur’an ve sünnet eksenlibir tecdid ve ihya hareketinde görmektedir. Söz konusu ihya çağdaş cahiliyenin etkilerinden kurtulmak, içtihat fikrinin yeniden canlandırılması, sömürgeciliğe karşı durmak için cihat ruhunun diriltilmesi, İslam’ın sahih kaynaklarından ve modern durumu da dikkate alarak yeniden yorumlanmasıyla mümkün olabileceğini iddia etmiştir.

Allah’ın hem siyasi hem sosyal hayatta hüküm sahibi olduğunu savunan düşünür, düşüncesinin temeline ulûhiyet (Allah’ın sosyal ve siyasi hayata egemen oluşu) kavramını yerleştirir. Hindistan’da İngiliz egemenliği altında başlayan sekülerleşme hareketinin Mevdûdî’nin fikirleri üzerinde etkili olduğu ve hayattan kovulan dini, onun yeniden hayatın merkezine yerleştirmek istediği söylenilebilir. İslam’ı hayatın ibadet, siyaset, iktisat, hukuk, ahlâk, cemaat ve aile olmak üzere her yönünü kapsayan bütüncül bir nizam olduğunu ancak tarihte de İslam toplumunun din ve siyaseti birbirinden ayrıştıran yabancı bir nizamı benimseyerek uyguladığını söyler.  Aydın ve bilinçli bireyler eksenli bir hareketi savunan düşünür keşif, ilham ve keramete karşı olup bunların pasif bir Müslüman modelini beslediğini iddia etmektedir. Hem geleneksel İslam eğitiminin körü körüne taklit edilmesine hem de batının aynı şekilde taklidine karşı çıkmaktadır.  Irk, dil ve coğrafya üzerinden oluşturulan milliyetçiliklere karşı olduğu için Müslümanlar ve Hinduların birlikte yaşamaları için geliştirilen birleşik Hint milliyetçiliği akımına karşı çıkar. Kur’an’ın bir tılsımlar kitabı görülerek okunmasını şiddetle eleştiren yazar, onunun hayatı inşa eden bir kitap oluşu fikrine vurgu yapar. Sünnet konusunda yapılan eleştirilere karşı durmakla birlikte klasik hadis usulündeki sıhhat tespit metotlarının yetersizliğine de vurgu yapar.Hanefi mezhebine bağlı olduğunu belirtmekle birlikte mezhep taassubunu hoş görmemiştir. Düşünceleri ile yirminci yüzyıl İslam dünyasını en çok etkileyen kişilerden olan Mevdûdî’nin eserleri, çağdaş selefilik hareketlerini ve radikal İslamcı yapıları Bangladeş’ten Fas’a kadar etkilemiştir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Tefhîmu’l-Kur’ân: çev. Muhammed Han Kayani ve dğr., İnsan Yayınları, İstanbul 1986.

  • Kur’ân’a Göre Dört Terim: çev. Osman Cilacı ve İsmail Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul 1987.

  • İslâm’da İhya Hareketleri: çev. A. Ali Genç, Pınar Yayınları, İstanbul 1986.

  • İslâm’da Hükûmet: çev. Ali Genceli, Hilal Yayınları, Ankara [t.y.].

  • Faiz: çev. Hasan Beşer, Hilal Yayınları, İstanbul 1966.

  • Gelin Müslüman Olalım: çev. Filiz Handan Türedi, Pınar Yayınları, İstanbul 1993.

  • Hicab: çev. Ali Genceli, Hilal Yayınları, Ankara 1978.

  • S. Veli Rıza Nasr, Mevdudi Ve İslâmi İhyanın Teşekkülü, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2000.

  • Abdülhamit Birışık, Çağdaş İslâm Düşünürleri, Ensar Neşriyat, İstanbul 2007, s. 93-114.

  • Jhon I. Esposito, Güçlenen İslâm’ın Yankıları, Yöneliş Yayınları, İstanbul 1989, s. 119-56.

Atıf Bilgisi

Mevdûdî. İslam Düşünce Atlası, https://islamdusunceatlasi.org/mevdudi/439