Aliya İzzetbegoviç

(ö. 1424/2003)
Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı, Çağdaş İslam Düşüncesi temsilcisi
- A +

Hayatı

Bosna Hersek eski cumhurbaşkanı ve Müslüman düşünür Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında Bosna Hersek’in Bosanski Samast şehrinde doğmuştur. Hayatı, kendisi çocukken ailesinin göç ettiği Saraybosna’da geçmiştir. Ziraat ve hukuk eğitimi almış, avukatlık yapmıştır. İlk İslâmî terbiyesini ailesinden alan İzzetbegoviç, gençlik döneminde Genç Müslümanlar teşkilatına katılmış ve ömrü boyunca İslâmî hareketin içinde olmuştur. Fikirleri yüzünden komünist Yugoslavya rejimi tarafından 1946-1949 ve 1983-1988 yılları arasında hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Yugoslavya dağıldıktan sonra arkadaşlarıyla birlikte Demokratik Eylem Partisi’ni kuran İzzetbegoviç, 1990 yılında Bosna Hersek Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde Bosnalı Müslümanlar için büyük bir trajediye dönüşen Bosna Savaşı’nı başkomutan olarak yönetmiştir. Dayton Antlaşması’yla biten savaş sonrasında siyasî hayatına Bosna Hersek Cumhurbaşkanı olarak devam eden İzzetbegoviç, 2000 yılında kendi arzusuyla cumhurbaşkanlığından istifa etmiştir. 2003 yılında vefat etmiştir.

Öğretisi

Aliya İzzetbegoviç, Kur’ân’ı Kerim’de varlığın çift yaratılmış olmasına yapılan vurguya atıfla, var olanların düalist karakterine dikkat çekmiştir. Ona göre, tek ve eşsiz bir varlık olan Allah’ın dışında var olan her şey ve en başta da insan, bu düalist yapı içinde anlam bulmaktadır.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliğin ne olduğu sorusuna cevap arayan İzzetbegoviç, insanın diğer bütün yaratılmış olanlardan özgür olması dolayısıyla ayrıldığını tespit etmiştir. Özgürlüğüne bağlı olarak insan, farklı bir varlık alanında yaşamaktadır ve özgürlük insanın hayatına anlam katan en önemli özelliktir. Şayet özgürlük temelinde tanımlanmadığı zaman insan, ancak gelişmiş bir canlı türü olarak tanımlanabilir ki bu, onu tanımlamak için yeterli bir açıklama olamaz. Özgür olması dolayısıyla insan, tercihte bulunan ve tercihinin sorumluluğunu üstlenen bir varlıktır. Özgürlüğe bağlı olarak ortaya çıkan sorumlu olma durumu, insanı ahlâk alanına taşımaktadır. İnsan dışında hiçbir canlı iyi ya da kötü olamamakta; insan, özgür ve sorumluluk sahibi olması dolayısıyla ahlâkî alanda hayatını sürdürmektedir.

Aliya İzzetbegoviç, insanın temel ontolojik farkları olarak tanımladığı özgürlük, sorumluluk ve ahlâk kavramlarından Allah’a ulaşmaktadır. Çünkü özgürlüğe bağlı olarak üstlenilen ahlâkî sorumluluğun ve niyete bağlı olarak gerçekleştirilen iyiliğin kaynağı ve muhatabı Allah’tır. Ahlâki niyet ve davranış, ancak Allah tarafından yaratılan bir dünyada anlam bulmaktadır. Berdyaev’in “Allah yoksa insan da yoktur” sözüne atıfla İzzetbegoviç, insanın bu dünyadaki varoluşuna anlam veren en önemli temelin insan ile Allah arasındaki sözleşme olduğunu iddia etmiştir. Öyle ki bu sözleşme, insanî yükselişin sağlanmasının da temel şartıdır.

Ahlâkî ve insanî yükselişin sağlanması, insan gerçekliğine uygun bir anlayışı ve pratiği gerektirmektedir. Kadim dini ve ahlâkî öğretilerin önemli bir kısmında, maneviyat vurgusuyla ve bu dünyayı öteleyerek insani yükselişin sağlanabileceği iddia edilmiştir. İzzetbegoviç, ahlâkın kaynağının bu dünya olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca bu dünyada bir fayda elde etme niyetiyle gerçekleştirilen davranışların gayrı ahlâki olduklarını vurgulamıştır. Kaynağı bu dünya olmayan ahlâkın gerçekleşme alanı ise bu dünyadır. İnsanın bu dünyadan uzaklaşması ya da dünyevi olan şeyleri reddetmesi de doğru değildir. Üstelik bu reddetme, ahlâk lehine yapılsa bile insan fıtratına uygun olmadığı için gayrı ahlâkî bir durum ortaya çıkarabilir. Şu halde insan açısından en uygun durum, iki dünyanın birbirini dışlamadığı ama tamamladığı bir denge durumudur. Aliya İzzetbegoviç, bu denge durumunu İslâm’da bulmuştur.

Aliya İzzetbegoviç’e göre dünyada sadece üç temel anlayış vardır ve bu anlayışlar, üç semavi din tarafından temsil edilmektedir. Hristiyanlık, maneviyat vurgusuyla dünyevi olanı reddetmektedir. Yahudilik ise dünyevi olana daha fazla vurgu yapmakta ve seküler bir karakterle manevi olanı ötelemektedir. İslâm ise bu iki dinin ötesinde hem maneviyata hem de dünyevi olana önem vermektedir. İslâm, ruh ile beden, ahiret ile dünya, manevi olan ile maddi olan arasında denge kurmaya çalışmakta ve insan varlığının düalist karakterine uygun bir ahlâkî varoluşun böylece mümkün olacağına vurgu yapmıştır.

İzzetbegoviç’in özgün tespitlerinden birisi de dram ve ütopya arasında yapmış olduğu ayrımdır. Ona göre dramın kaynağı maneviyattır. Bu dünyada insan, dramı tecrübe etmekte ve dram durumunu aşmak istemektedir. Ütopya ise insanın dram durumunu aşma; hatta ortadan kaldırma iddiasını içermektedir. Ancak ütopya, manevi temelli değildir; bu dünyada dramı ortadan kaldırma amacındadır. Ona göre, insanın bu dünya şartlarında ütopya üretebilmesi ve dram durumunu yok etmesi mümkün değildir. “Yeryüzünde cennet” iddiasıyla üretilen ütopyalar ve ütopyalara bağlı gerçekleştirilen politikalar, daima insanların dramını arttırmıştır. Çünkü, eşitlik ve tek tip insan anlayışına bağlı olarak mekanik bir insan modeli ortaya koyan ütopyalar gayrı insanî tecrübeler üreterek insanın yabancılaşmasını ve insanlıktan çıkmasını kolaylaştırmışlardır. İzzetbegoviç, dramın farkında, dramın şartlarını iyileştirmeye çalışan ancak onu asla aşamayacağının ve ortadan kaldıramayacağının farkında bir anlayışın ve pratiğin önemine vurgu yapmaktadır. Çünkü ancak bu şekilde insanî ve ahlâkî olanın sınırları içinde hareket edilebilir.

Çift kutuplu bir dünyada yaşayan ve eserlerini veren İzzetbegoviç, kapitalizmin de sosyalizmin de insan yabancılaşmasını sürdüren karakterlere sahip olduklarını iddia etmiştir. Bu yabancılaşmaya karşı çıkan başkaldırı felsefesinin ve edebiyatının isyanını önemsemiştir. Ancak bu isyanın kötümser karakterini benimsememiştir. İnsan ile Allah arasında özgürlük ve ahlâk üzerinden kurulan ilişkiye bağlı olarak ve dram-ütopya karşıtlığındaki tezine dayanarak İzzetbegoviç, absürtlüğe ve kötümserliğe karşı ümidi ve iyimserliği koymaktadır.   

Aliya İzzetbegoviç, XX. yüzyılın önemli bir İslâm düşünürü olmasının yanında bir siyaset adamı olarak da dikkat çekmiştir. Ona göre, İslâm, insana ve ahlâka en uygun olan dindir. Aynı zamanda İslâm, Müslüman toplumların rönesansını sağlayacak en önemli temel belirleyicidir. Bu noktada o, İslâm ile Müslümanlar arasında zamanla oluşan mesafeye dikkat çekmiştir. Öyle ki Müslüman toplumlar yüzyıllardır geleneksel yapının tıkanıklığı ve köksüz taklitçi batıcılık arasında kalmışlardır. Ona göre, İslâm dünyasının en önemli meselesi, sahabe neslini motive eden İslâm kültürünün yeniden inşa edilmesidir. Bu neslin temel özelliği ise şahsiyet sahibi ve ahlâki bir varoluşu gerçekleştirmiş olmasıdır. İslâm dünyasında var olan kültür ve medeniyet tartışmalarında İzzetbegoviç, kültürün insan ilişkilerini öncelemesi ve insani olandan kaynağını alması dolayısıyla kültürü medeniyete göre daha öncelikli bir mesele olarak görmektedir. Medeniyet, insanın teknik aracılığıyla doğa ile kurduğu ilişkiden kaynağını aldığı için kültüre göre ikincil bir meseledir. Bu yüzden İzzetbegoviç, İslâm dünyası için ekonomik ve teknik bir medeniyet gelişmesinden daha çok özgürlük ve ahlâk temelli bir kültür gelişmesini öncelikle önemsemektedir.

Aliya İzzetbegoviç’in bütün İslâm toplumlarına yapmış olduğu bir çağrı niteliğindeki İslâm Deklarasyonu metni, “Müslümanların İslâmlaşması” hedefine odaklanmıştır. Buna göre Müslüman toplumlar, Batı karşısındaki geri kalmışlığı aşmak amacıyla batılılaşma politikaları izlenmesini savunan ve fırsat bulduklarında uygulayan aydınlar ve siyasetçiler tarafından bir yabancılaşma sürecini tecrübe etmişlerdir. Diğer taraftan, Müslüman toplumlarda İslâmî formlara sahip görünen geleneksel kurumlar ve bu kurumların temsilcileri de İslâm dünyasının yaşadığı krize bir çare üretememişlerdir. İslâm dünyası, bir şeyi sadece geleneksel olduğu için sorgulamadan, eleştirmeden kabul edenler ile sadece bu yüzden karşı çıkanlar arasında bir kültürel bölünmüşlüğü yirminci yüzyıl boyunca tecrübe etmiştir. İzzetbegoviç, her iki yolun da Müslümanlar için bir Rönesans sağlayamayacağını savunmuştur. Bu yüzden varlık düalizminin ahengini sağlama amacında kendisi de üçüncü yol olarak kabul edilebilecek olan İslâm’ın Müslüman toplumlarda da bir üçüncü yol bulması gerektiğini iddia etmiştir. İslâm Deklarasyonu, bu krize atıfla Müslümanlara yeniden İslâmlaşma çağrısı yapmaktadır.

Aliya İzzetbegoviç, çağdaşlarıyla kıyaslandığında Batılı bir Müslüman düşünür olması dolayısıyla da farklı değerlendirilmesi gereken bir entelektüeldir. Özellikle modern Batı felsefesinden etkiler insan ve İslâm anlayışında dikkat çekmektedir. Eleştirellik, adaletli olma, felsefeyi önemseme, inançta ve pratikte tutarlı olma çabası gibi ilkeler, onun entelektüel ilkeleri olarak özellikle dikkat çekmektedir. İlkelerine bağlı olarak batı karşısında toptan kabulcü ya da toptan retçi bir anlayışı benimsememiştir. Tersine Batının değişim tecrübesinden İslâm dünyasının da alması gereken şeyler olduğuna dikkat çekmiştir.

Ahlâk ve Siyaset Düşüncesi

Aliya İzzetbegoviç düşüncesinde ahlâk ve siyaset ilişkisi özellikle adalet kavramı üzerinden ele alınmaktadır. Onun siyasî düşüncesinde siyasî taraftarlık önemli bir unsur olarak kabul edilse bile siyaset anlayışının hareket noktası ve amacı değildir. Bu yüzden İzzetbegoviç, adaleti siyasî taraftarlığın ötesinde ahlâklı siyaset yapabilmenin amacı olarak belirlemektedir. Böylece siyaseti, savaş gibi olağanüstü bir dönemde bile ahlâkın sınırları içinde tanımlamıştır. Siyasî görüş olarak İzzetbegoviç, ifade özgürlüğüne dayalı demokrasiyi savunmaktadır. Ona göre demokrasi, tercih özgürlüğünü sağladığı için diğer siyasî rejimlere tercih edilebilecek bir siyasî rejimdir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Doğu ve Batı Arasında İslâm: American Trust Publication, 1984; Nehir Yayınları, İstanbul 1987.
  • İslâm Deklarasyonu: Sarajevo 1970; Fide Yayınları, İstanbul 2005.
  • İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları: UNIPRINT, Sarajevo 1992; Fide Yayınları, İstanbul 2005.
  • Tarihe Tanıklığım: The Islamic Foundation, Leicester 2002; Klasik Yayınları, İstanbul 2004.
  • Özgürlüğe Kaçışım: Svjetlost, Sarajevo 1999; Klasik Yayınları, İstanbul 2005.
  • Konuşmalar/Köle Olmayacağız: TKP Sahinpasic, Sarajevo 1996; Klasik Yayınları, İstanbul 2005.


  • Mahmut Hakkı Akın ve Faruk Karaarslan, Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelecisi ve İslâm Düşünürü, Pınar Yayınları, İstanbul 2014.
  • İhsan Eliaçık, Aliya İzzetbegoviç, Tekin Yayınevi, İstanbul 2014.
  • Hüseyin Yorulmaz, Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç, Hat Yayınevi, İstanbul 2015.
  • Uluslararası Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Bildirileri, Bağcılar Belediyesi, İstanbul 2010.
  • Doğu ve Batı Arasında İslâm Birliği İdeali Sempozyumu Bildirileri: ed. Merve Akkuş Güvendi, Üsküdar Belediyesi, İstanbul 2014.

 

Atıf Bilgisi

Aliya İzzetbegoviç. İslam Düşünce Atlası, https://islamdusunceatlasi.org/aliya-izzetbegovic/256