İmam Ebû Mansur el-Mâtürîdî (ö. 333/944), Kitâbu't-tevhîd

M. 0940
- A +

İmam Ebû Mansur el-Mâtürîdî’nin (ö. 333/944) günümüze ulaşan en önemli kitabı, kelâmî sahada tüm Mâtürîdîlerin başucu eseri olan Kitâbü’t-Tevhîd isimli te’lifidir. Bu eser, klasik kelâm konularının tamamını havi olmakla birlikte eserin başında bilgi bahsine yer verip, bilginin imkânı ve kaynağı gibi konuları tartışmasıyla kendinden önceki eserlerden ayrılmaktadır. Epistemoloji bahsine verdiği ehemmiyet itibariyle, kendisinden önce yazılıp günümüze ulaşan hiçbir kelâm metninde görmediğimiz bir temele yaslanmış olan eser, kendisinden sonraki birçok metne evvela bu bağlamda tesir etmiştir. Bilgi bahsinde yerleşik kelâmî kabul ve zemine bağlı kalarak akl-ı selim, hiss-i selim ve haber-i sadıkın müşterek bilgi kaynağı olup hemen herkes için bağlayıcılık arz eden kaynaklar olduğunu dile getiren İmam Mâtürîdî, haber-i sâdık içerisinde yer alan mütevatir habere yönelik tarifi ile ciddi bir farklılık göstermektedir. Ona göre mütevatir haber, “yalan üzere birleşmeleri imkân dairesinde olan bir kalabalığın naklettiği” haberdir. İşbu tarifi ile aslında kendisinden önce ve sonra zuhur eden, bir haberin mütevatir haber olmasını tesis eden asgarî sayı, bu kalabalıkta bulunması gereken vasıflar gibi birçok tartışmayı aşacak bir katkı sunmuş olmakla birlikte, onun yaklaşımının gücünden tam anlamıyla istifade edilememiştir.


Eser, usûl-i selâse olarak anılan ilahiyyât, nübüvvet ve sem’iyyât konularına dair hem Ehl-i Sünnet akîdesini ortaya koymakta hem de Mu’tezilî âlimlerden el-Kâ’bî başta olmak üzere bidat mezhep, âlim ve görüşlerle hesaplaşmaktadır. Söz konusu hesaplaşma ve mücadelede başı Mu’tezilîler çekmiş olsa da sofistler önde gelerek birçok felsefî ekol, lâ-dinî hareketler, muharref dinlerin müdafileri, bidat mezheplerin (Cebriyye, Müşebbihe, Mürcie, Kerrâmiyye, Hâricîler, Râfızîler, Kaderiyye vb.) hemen tamamı yer bulmaktadır. Bu itibarla eserin üslubu ve yapısı polemiklerle örülü olduğu gibi, kısmen de reaksiyoner bir yapıya sahiptir. Usûl-i selâsenin tüm alt konularında klasik Hanefî akîde metinlerine sadakati aşikâr olan Kitâbü’t-Tevhîd’in, diğer kelâm metinlerinden ayrılan yönlerinden bir başkası da eserde imamet bahsine yer verilmemiş olmasıdır. İmam Mâtürîdî’ye göre imamet, imametin şartları, imamın vasıfları vb. türden tüm alt konularıyla aslen fıkhın meselesidir. Dolayısıyla bu konunun kelâm metinlerinde yer alması kelâmî sınırlara riayet açısından isabetli değildir.


Metnin tamamı, Mâtürîdî nazariyenin temelini oluşturan “hikmet” kavramı etrafında örgülenmiş, eserde yer alan tüm alt konular işbu hikmet perspektifi ile ele alınarak vuzûha kavuşturulmuştur. Bu bağlamda teklif-i mâ lâ yutak, peygamber göndermenin lüzûmu, nübüvvette zukûret şartı, va’d ve vaid bahsi, teklif, irade-i cüz’iyye gibi tüm konular hikmet kavramının gerektirdiği şekilde açıklanmıştır.


Kitâbü’t-Tevhîd’in sebeb-i te’lifi, telif tarihi gibi hususlarını ortaya koyan bilgilerden mahrumuz. Tarihi vetirede eser üzerine yapılmış (şerh, hâşiye türü) herhangi bir çalışma bilinmemektedir. Hatta bu kıymetli eser bir dönem ehl-i ilmin elinden çıkmıştı. Onun kaybolduğu, diğer eserleri gibi günümüze ulaşamadığı, zâyi olduğu düşünülmekteydi. Bu kayboluşun tam olarak ne zaman gerçekleştiği bilinmemekle beraber, oryantalist Joseph Franz Schact’ın (ö. 1969) ilk olarak 1950 yılında Brussels Üniversitesi’nde verdiği konferansta, ardından New Sources for the History of Muhammedan Theology ismiyle yayınladığı makalede eserin mevcudiyetinden bahsetmesiyle, ilim âlemi mezkûr kitabın kaybolmadığını ve en azından bir nüshasının elimizde mevcut bulunduğunu sevinçle fark etmiş oldu.


Eserin yegâne nüshası Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’nde 3651 numaralı kayıtta zikredilmekteydi. Tedavüle giren bu önemli bilginin hemen ardından, 1955 tarihinde Ali M. Eyyûb tarafından eser üzerinde bir doktora tezi çalışması gerçekleştirilmiş, lakin bu çalışmanın Akîdetü’l-İslâm ve’l-İmam Mâtürîdî ismiyle yayınlanabilmesi ancak 1983 tarihini bulmuştur. Fethullah Huleyf, Kitâbü’t-Tevhîd’in bu tek mahtût nüshasının 1970 tarihinde neşrini gerçekleştirerek, ilim âleminin eserle daha kolay buluşmasına vesile olan ilk adımı atmıştır.


Kitâbü’t-Tevhîd’in Türkiye’deki serencamı ise ilk olarak Hüseyin Suudi Erdoğan’ın (ö. ?) 1981 senesinde Fethullah Huleyf’in (ö. ?) neşrini tercüme etmesiyle başlamıştır. Ardından Bekir Topaloğlu (ö. 2016), 2002 tarihinde eserin yeni bir Türkçe ‘açıklamalı’ tercümesini neşretmiştir. Bu tercüme çalışması ile eşzamanlı olarak yürütülen eserin yeni bir tahkikli neşri niyeti ise, Muhammed Aruçi (ö. 2013) ile Bekir Topaloğlu’nun iş birliği neticesinde 2003 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Eser, son olarak Tahir Uluç’un çevirisiyle yeniden ve farklı bir tercümeyle okuyucu ile buluşma imkânı yakalamıştır (2021).

Kitâbü’t-Tevhîd, tahkikli neşir ve Türkçe tercümeleri dışında İngilizceye de tercüme edilmiştir. Eserin İngilizceye ilk tercümesi, tam metin olarak değil kısmî olarak yapılmış ve söz konusu tercüme Fransız oryantalist Georges Vajda (ö. 1981) tarafından gerçekleştirilmiştir. Kitâbü’t-Tevhîd’in yarı miktarlık kısmının izahlı olarak İngilizceye tercümesi ise ‘Maturidi İnstitute’ adına, 2019 yılında Süleyman Ahmed tarafından gerçekleştirilmiştir. 

Melikşah Sezen